Öfkeler emzirdi memelerinden bakirelere, Şehvetle yanarak külden heykeller dikti beş köşeye. Heykellerin kolları kırık, gözleri kör, parmakları eksik. Heykeller eski ! Heykeller işaretçi! Bir şeylerden utanır gibi, çevirmişler olmayan...
Sanırım diğer akşamlardan çok farklı değildi o akşam.Mezeler aynı, içkiler aynı, kavgalar gerilimler aynı…İki benin, çileli biz olma ayini. Ama bir anda bir şeylerin...
Senin zamanın geçti oğlumÇekirdek gibi çıtlatılacak öylesine dakikalar değil artıkTık tık işleyen yanı başında Aldığın her nefeste geçmiş bir anı düşlüyorsun Zaman denen çemberin dışında...
Nefes alırken ruhum sızlıyor… Öyle kuru bir yapışkanlık ki dimağımdaki sızıya eşlik eden Ne banyodaki çıplaklık ne yanlış söylenen bir isim Ne de özlenen bir şehir yetiyor...
Uykuya dalmak kadar dingin her şey. Belli. Bir fahişe kurban edilmiş, dün geceye, kansız… Adına şiir atfedilmiş bir insan kadar hafifsin artık. Doğrul. Bak gökyüzüne. İnsan hep aşağıdan...
dişten bir elmayı ısırıyoruz her gün çenemizden ayak ucumuza kan damlıyor, ısırdıkça. damlalar üç nokta ... hiç susmayan bir diyapozon tınısı yaşanmışlıkların beynimdeki yansısı tınnnn ... noktalanmayan üç nokta... üçer...
Gebeyim acılara, Ve sanırım aşeriyorum bir kadeh rakıya. Üstelik bir küfür gibi de durmayacak elimde kadeh, söz! Söz, hiç kimse bir şiire yazmayacak bunu. Beyaz masa örtüsünün üzerinde...
İki dudağın arasından çıkan Hoş kokulu bir esintiyi Fırtına yapmayı kim öğretti bize? Fırtınadan sonra, Karışan içki kokularının üzerine Sigara kokusunu eklemeyi, Buna zevk demeyi?
Atlıkarınca dönmeye başladı yine Doğudan batıya, dünyanın tersine. Kaos; tacına bir günah daha eklemiş, Karanlık ülkesinde. Bakireler, kaybetmiş çığlıklarını. Ellerinde sökülmüş tırnakları, Gözlerinde kan damlalarıyla, dönüyorlar... Kesilmiş bileklerine sığınmış soğuk elleriyle...
Bahçedeyim gecenin en gecesi en siyahı Denizin sesi kulaklarımda, ıslaklığı tenimde Çiçeklere dokunarak yürüyorum ıslak toprağın üzerinde Bastıkça parmaklarım arasından fışkırıyor toprak Bastıkça basasım geliyor, ve yürüyorum. ...
Sakallarımı kesmiyorum dört gündür. Her sabah aynaya baktığımda; Bir koleksiyon parçası gibi hissediyorum (Ben ki bir koleksiyoncu sanırken kendimi Sahibi olmayan bir koleksiyonda yerimi alıveriyorum...
Sesim, çırılçıplak dalgalanıyor müziğin içinde. Islak saç kokuları vuruyor burnuma. Hangisi kimin seçemiyorum. İçimde bir boşluk eziliyor ses çıkarmadan. Boş ver deyip bir yudum daha içiyorum Ama biliyorum, boş...
Mutsuz insanlar koleksiyonu yapıyorum kendimden. Hep, kısır kendimlerimi çiftleştiriyorum,kısır günahlarım oluyor öksüz. Hangisini sevmeyeyim?şaşıyorum bir...
Rakı, bira, şarap ya da adı her neyse işte. Bu gün hangisinin bokunu çıkarmalı? İç babam iç. Zaman gelecek içmenin bokunu çıkarmayı...