Metal Ezikliği...
Tarih: 15:31, 9/2/2009
Sanırım diğer akşamlardan çok farklı değildi o akşam.
Mezeler aynı, içkiler aynı, kavgalar gerilimler aynı…
İki benin, çileli biz olma ayini.
Ama bir anda bir şeylerin yolunda gitmediğini düşündü adam.
Bunu, yavaşça akan bir cümle olarak da aklından geçirdi. -bastırılmış bir çığlık gibi-
Biri daktilonun tuşlarına sertçe basıyordu
Ve adam, zihninin, metal harflerin altında
Tane tane ezildiğini hissediyordu.
Başını öne eğmiş ve uzun zamandır
Aynı noktaya bakıyor olacak ki; adını işitti
–sanki daha önce birden fazla söylenmiş gibi bir söyleyişti, yabancı-
Başını kaldırıp karşındakine baktı. Zaman bir iki aksadı.
Sesler uğultulaştı, görüntüler bulanıklaştı. Zaman iyice ağırlaştı.
Gözlerini yavaşça yumdu ve yavaşça açtı.
Ve işte, zaman durdu.
Sesler akmadı, görüntüler sepyalaştı, her şey bir çivi gibi sabit…
Çoraklığı kocaman bir göl kurumuşluğu sardı etrafı
Adam anlam veremediği bir keyifle arkasına yaslandı.
Masalardan gözünü kulağını usulca çekti geri
En uç masadaki o şuh kadının bacağından elini de çekti
O arayışlarda bir organ olduğunu unutan burnunu da çekti
Saçların arasından,
Konuşurken ara ara baktığı aynadan, donup kalan yüzünü de aldı
Ve daha birçok şeyi…
Sonra mümkün olduğunca az şeye temas ederek dışarı çıktı.
Kapının önünde kalakalmış garsonun avucunun içindeki
Sigarayı alıp devam etti, yürüdü yürüdü…
Her şeyin donuk her şeyin sabit olduğu upuzun bir yoldu
Şöyle aynı uzunlukta baktı yola, dayanamadı, hemen ara sokağa daldı.
Bir kasabın önünde uzunca bir süre durdu sanırım -ya da durmadı-
Vitrinde asılı etlerle konuştu
Zaten çoğu sohbetten farkı yoktu…
Bitmeye yüz tutmuş sigarası elini yaktı.
Attı sigarayı yürümeye devam etti. Yürüdü yürüdü..
Sokaklar ki hep ayak izi-
Kocaman bir daire çizip
Kapıdaki garsonun yanına geldi yine. Kocaman bir daire…
Yaptığı, yaşadığı hep buydu.
Yüzünü buruşturdu, sonra derin bir nefes alıp içeri girdi
Mümkün olduğunca az şeye temas ederek yerine oturdu.
Gözlerini yumdu, yavaşça açtı ve “efendim bana mı seslendin” dedi
Yine uğultular yine bulanıklıklar, yine yineler…
Ve yine daktilonun tuşlarına sertçe basıldı:
Bu çemberin çapı senin yenikliğin ve hiç iyileşmeyecek bu metal ezikliğin…